Bir Köleyi Köle Olmadığına İkna Etmek…





Bir Köleyi Köle Olmadığına İkna Etmek…

Maryland’in Tidewater bölgesinde Siyah kölelerin kızı olarak 1820’de doğdu. Anne ve babası ona ‘Araminta‘ adını verdi. Çocukluk döneminde köleler ismini sevimli bir şekilde kısaltarak ‘Minty‘ye çevirdiler.

Tarih ise onu, evlendikten sonraki ismiyle hatırlıyor: Özgürlük savaşçısı Harriet Tubman.

Özgürlük yoluna ilk adımlarını daha çocukken attı. Henüz 10 yaşında bile değilken, bebeklere ve çocuklara istediklerini yaptırmak için şiddet uygulayan köle sahiplerinden kaçtı.

Harriet, beyaz bir bebeğe bakmaya, ev işlerini yapmaya, gece gündüz başkaları için çalışmaya zorlandığında 5 yaşında bir körpecikti. Sadece beyazların yemesine izin verilen bir yiyecek olan şeker yerken yakalandığında 7 yaşındaydı henüz.

Dayak yeme tehdidi karşısında kaçtı ve öyle hızlı koştu ki, dizlerinin bağı çözüldü ve kendisini derin bir çukurda buldu.

Açlık onu ‘sahibesinin‘ evine dönmeye zorladı ve orada derhal ‘efendisi‘ tarafından alçakça dövüldü…

Hiç şüphesiz, yediği bu dayaktan önemli bir ders almış oldu; fakat bu ders, köle sahiplerinin O’na vermek istediği ders değildi!

Onların istediği, çocuğun beynine şiddet korkusunun tohumlarını ekmekti. Böylece bir daha asla kaçmayı düşünmeyecekti!

O’nun bu olaydan çıkardığı ders ise bambaşka oldu; bir daha kaçarsa geri dönmemeliydi…

Кağıt üzerinde ve hukuken ‘özgür‘ olan, fakat zihnen pek de öyle olmayan, John Tubman adında biriyle evlendi. Özgürlükten bahsettiğinde kocası onu durduruyor, “Eğer devam edersen Efendi’ye söyleyeceğim. Derhal Efendi’ye söyleyeceğim” diye tehdit ediyordu.

 


Kocasına baktığında, inanmama duygusu vücudunu sarıyor, “Bunu kastetmiyorsun” diyordu. Fakat içinden biliyordu ki, “onu” kastediyordu.

Evlilik yaşamından da önemli bir ders çıkarmıştı; herkese güvenmemeliydi. Uyanık, tetikte ve dikkatli olmalıydı…

Bu evliliğe ve kölelik şartlarına katlanmamaya karar verdi ve planları yapmaya başladı…

Zamanı geldiğinde yola çıktı; sık ormanlar, nehirler ve tepeler boyunca yürüdü. Açık yollardan uzak durdu. Nihayet özgürdü…

Kuzey Yıldızı’nı takip etti ve sözde “özgür” eyalet Pennsylvania’ya ulaşınca şöyle dedi:

“Çizgiyi geçmiştim. Özgürdüm. Ama beni bu ‘özgürlük’ ülkesinde selamlayan kimse yoktu. Yabancı bir ülkede bir yabancıydım; ne de olsa benim evim güneyde, Maryland’deydi.

Çünkü babam, annem, erkek ve kız kardeşlerim ve dostlarım oradaydı. Ben özgürsem onlar da özgür olmalıydı! Kuzeyde bir yuva kuracak ve onları buraya getirecektim!”

Bunu söyledi, buna inandı ve bunu yaptı. Tekrar tekrar Tidewater’a döndü; aklıyla, cesaretiyle ve kararlılığıyla dostlarını ve sevdiklerini oradan çıkardı.

Kaçışından 2 yıl sonra çiftliğe geri döndü; ama “özgür zenci” John Tubman yeniden evlenmişti ve özgür olduğunu düşündüğünden, Maryland’i terk etmedi. Bu, bile onu kutsal davasından, özgürlük düşünden uzaklaştıramadı.

Köleleri küçük gruplar halinde kuzeye kaçırmaya başladı. Bu kaçış yolculukları gayet zorlu oluyordu, zaman zaman büyük sıkıntılar çekiyorlardı. Bir defasında kaçak kölelerden biri, bir bataklığa geldiklerinde yolculuğun çetin şartlarına dayanamayıp “Hiçbir şeyin bu bataklıkta sürünmeye değmeyeceğini, artık devam etmeyeceğini” söyledi.

Ne yaparlarsa yapsınlar köleyi kaçışa devam etmeye ikna edemiyorlardı. İşte o anda Harriet ona yaklaşarak tüfeği kafasına dayadı ve “Ya ilerle ya da öl” diye bağırdı. Bu son hamle kararsız köleyi ikna etmeye yetmişti…

Biliyordu ki, geri dönen bir köle, tüm bildiklerini anlatana kadar işkence görecek ve böylece özgür olmak isteyenlerin hepsini tehlikeye atacaktı. Ona göre, “Ya özgürlük ya ölüm!”dü. Bu kadar basitti.

Harriet yıllar sonra kendisi hakkında şunları söyleyecekti;

“İhmal edilmiş bir ot gibi büyüdüm; özgürlükten bihaber, onu hiç tatmamış olarak. Mutlu ve mesut değildim. Ne zaman bir beyaz adam görsem, beni alıp götürmesinden korkardım. İki kız kardeşim prangalanıp götürülmüştü. Biri geride iki çocuk bıraktı. Her zaman tedirgindik. Bence kölelik, cehenneme en yakın şeydir.”

Güney şehirlerine yaptığı gizli ve zorlu yolculuklar yüzlerce kölenin özgürleşmesini sağladı. Özgürlüklerine kavuşturduğu bu köleler arasında kendi yaşlı anne ve babası, Harriet ve Benjamin Ross çifti de vardı.

Toplamda 15 ila 19 “Köle özgürleştirme” seferi düzenlediği sanılıyor. Bu seferlerde yaklaşık 500 köleyi özgürleştirmeyi başarmış.

Onun hayatı, başından sonuna kadar, özgürlük davası için direniş ve mücadele ile geçti. ABD İç Savaşı sırasında Kuzey güçlerine katıldı.

Güney Carolina’da, 800 kölenin kurtarılmasına ve Güney güçlerinin askeri üslerine binlerce dolarlık hasar verilmesine sebep olan Combahee Nehri baskınını organize edip, yönetti. Bu kadar çok kişinin tutsaklıktan kaçışını büyük bir neşeyle izledi.

Daha sonra o anı şöyle anlatacaktı;

“Hayatımda hiç böyle bir manzara görmedim. Güldük, güldük ve güldük… İşte orada, kafasının üzerinde kovayla bir kadın geliyordu. Kovanın içindeki pirinç kavrulmuş gibiydi, yangından son anda kurtarılmıştı. Arkasından O’na yaslanan bir de genç…

 


Bir kadın, biri beyaz, diğeri siyah olan iki domuz getirdi. İkisini de aldık ve beyaz olana General Beauregard’ın, siyaha da Güneylilerin Federasyon Başkanı Jeff Davis’in isimlerini verdik.

Bazen kucaklarında oynaşan ikiz bebeklerle kadınlar geliyordu. Herhalde hayatımda hiç bu kadar çok ikiz görmemişimdir, omuzlarında çantalar, kafalarında sepetler, arkalarında veletler…”

Kendisine hayatındaki en zor adımın, O’nu en fazla zorlayan şeyin ne olduğu sorulduğunda derinden bir iç geçirerek cevap vermişti;

“Bir köleyi köle olmadığına ikna etmek…”

Harriet Tubman 1913 yılında, 90’lı yaşlarındayken hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde artık ismi bir özgürlük savaşçısı olarak anılıyordu…

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !