Antik Yunan Medeniyetinde Sizi Şaşırtacak 20 Bilgi





Antik Yunan Medeniyetinde  Sizi Şaşırtacak 20 Bilgi

Yunanistan, güneydoğu Avrupa’da, Yunanca Hellas veya Ellada olarak bilinen, bir anakara ve takımadalardan oluşan bir ülkedir. Bundan yaklaşık olarak 2500 yıl önce Antik Yunan antik dünyanın en önemli yerlerinden biri, Antik Yunanlılar ise büyük düşünürler, savaşçılar, yazarlar, aktörler, sporcular, sanatçılar, mimarlar ve politikacılarıydı. Şimdi Antik Yunan hakkında bilmeniz gereken bazı temel bilgilere bakalım.

1) Antik Yunan, Batı medeniyetinin temellerinin atıldığı yerdir.

 

Antik Yunan Sokrates, Eflatun ve Aristoteles ile Batı felsefesinin, Homeros ve Hesiodos ile edebiyatın, Pisagor ve Öklid ile matematiğin, Herodot ile tarihin, Sofokles, Euripides ve Aristofanes ile dramanın, Olimpiyat Oyunlarının ve demokrasinin temellerinin atıldığı yerdir.

Arşimet, Öklid ve Piragoras gibi antik dönem matematikçilerinin matematik alanındaki fikirleri ve katkıları günümüzde hala birçok bilimsel disiplinin temellerinin atılmasını da sağlamıştır.

2) Antik Yunan alfabesi, Latin alfabesinin atasıdır.



Antik Yunan alfabesi, aslen Fenike alfabesinden türemiştir ve M.Ö. 8. yüzyılda aktif olarak kullanılmaya başlanmıştır. Antik Yunan alfabesi, Latin alfabesinin atasıdır. Ayrıca Antik Yunan alfabesi, sesli harflerden oluşan ilk alfabedir.

Günümüzde Antik Yunan alfabesi Yunanca metinler dışında artık kullanılmasa da matematik ve mühendislik bilimlerinde bilimsel gösterimler için kullanılan harfleri bulunmaktadır. Bunda, matematiğin temellerinin Antik Yunan medeniyetinde atılmasının etkisinin olduğunu kolayca söyleyebiliriz.

3) Dünya tarihinin bilinen ilk demokrasi uygulaması Antik Yunan’da gerçekleşmiştir.

 

Atina demokrasisi de denilen Klasik demokrasi, ilk defa Antik Yunan şehir devletlerinde deneyimlenen bir demokrasi çeşididir. Antik çağın bilinen ilk demokrasi örneği olan Antik Yunan demokrasisi bilinen ilk doğrudan demokrasi denemesi olmuştur. Salon, Kleisthenes ve Atinalı Efialtes, Atina demokrasisinin gelişmesinde çok önemli rol oynamışlardır. Burada “demokrasi” dediğimizde gözümüzün önüne günümüzdeki gibi herkesin yönetimde ve yöneticilerin seçimde söz sahibi olduğu bir demokrasi örneği gelebilir. Ancak tabii ki Antik çağlar için bu tanımlamayı yapamayız. Atinalı vatandaşlar temsilcilerini seçemeseler bile yasalar halk tarafından oylanırdı. Bahsettiğimiz bu halktaki “vatandaşlar” ise yalnızca hür erkeklerden oluşurdu.

Arkeologlar 1960’lı yıllarda Atina’da tarihi milattan önce 471’e dayanan bir kırık çömlek ve sekiz bin beş yüz adet oy pusulası buldular. Çömleğin kasten kırıldığını keşfeden arkeologlar, bulunan oy pusulalarında seçmenlerin on yıl süreliğine şehirlerinden sürmek istedikleri kişiyi yazdıklarını anladılar. Florida Üniversitesi’nde tarihçi olan James Sickinger bu uygulama için “Negatif popülerlik yarışması” sözlerini kullanıyor.
 
4) Tek bir merkezi devlet yoktu.

 

Antik çağlar boyunca asla Antik Yunanistan adında tek bir devlet söz konusu olmadı. Antik Yunanistan diyebileceğimiz bölge; Atina, Sparta, Korint ve Olympia gibi küçük şehir devletlerine bölünerek yönetiliyordu. Bu şehir devletlerinin kendi hükümetleri, yasaları ve orduları vardı.

Merkezi bir devlete sahip olmamanın en büyük dezavantajını Antik Yunanistan da yaşadı. Bu dezavantaj tarih boyunca şehir devletlerinin birbirleriyle savaşmalarıydı. Ancak birbirleriyle zaman zaman savaşan şehir devletleri Pers İmparatorluğu gibi kendilerinden daha büyük bir düşmana karşı Antik Yunanistan’ı savunmak için bir araya gelmeyi de bildiler.

Milattan önce 300’lü yıllarda sadece tek bir yönetici bütün Yunanistan’ı kontrol edebildi. O kişi Makedonyalı Büyük İskender idi.

5) Olimpiyat oyunlarının temelleri Antik Yunan’da atıldı.



Antik Yunanlılar için antik takvimlerindeki en önemli etkinlik Olimpiyat Oyunları idi. Milattan önce 776’da başlayıp ve milattan önce 393 yılına kadar devam eden Antik Olimpiyat Oyunları, her dört yılda bir Antik Yunanistan’ın dört bir köşesinden yaklaşık 50.000 kişinin katılımıyla gerçekleşirdi. Antik Yunan tarafından geliştirilen bu oyunların asıl amacı ise Zeus’u onurlandırmaktı.

Olimpiyatların sonunda kazananlara verilen bir madalya ya da sıralama yoktu. Kazananlara altın çelenkler verilirdi. Bu kazananların her birinin yegane amacı ise kendi şehirlerini onurlandırmaktı. Ayrıca kazananların Olympia’da heykelleri dikilirdi. Ancak Antik Yunanlılar için Olimpiyatları kazanmanın en büyük tatmini, tanrılar tarafından dokunularak kutsanmak olmalıydı.

Olimpiyatlar döneminde Zeus Tapınağı ziyaretçiler ve Zeus’a sunulan hediyelerle dolup taşardı. Tapınağın içinde Zeus’un büyük bir altın ve fildişi heykeli bulunurdu. Oyunların üçüncü gününde 100 öküz kurban edilir ve Zeus Sunağında yakılırdı.

6) Antik Yunan nüfusunun büyük çoğunluğu köleydi.

 

Antik Yunan’da erken demokrasinin ilk örneklerinin görüldüğünden bahsetmiştik. Ancak bu demokrasi örneği, bizim bugün anladığımız demokrasilerden çok daha az karmaşık ve çok daha az kapsayıcı idi. Bu durumun başka bir yansımasını Antik Yunan’da köleliğin oldukça yaygın oluşuyla da gözlemleyebiliriz. Nüfusun %40’ı ile %80’i gibi büyük bir kesiminin oluşturduğu köleler sınıfı varlıklı kimselerin yanında, ev işlerinde, tarlalarda, pazarlarda, madenlerde ve gemilerde çalışırlardı. Çalışma alanlarına bakılarak köle sınıfının Antik Yunan’ın zenginliğinin oluşmasında oldukça kritik bir rol oynadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

7) Boş zaman “Skhole”, “School” olarak hayatımıza giriyor.

 


Antik Yunan’da nüfusun çoğunluğunun Yunanistan’ın üretici gücü olduğundan ve birçok farklı iş alanında emek gücü olarak kullanıldığından bahsetmiştik. Antik Yunan’da kölelerin nüfusunun genel nüfusa göre oldukça yüksek olması nedeniyle hür ve refah içerisindeki insanların fazlaca boş vakte sahip olması nedeniyle bu varlıklı insanlar vakitlerini felsefe ve yönetim hakkında düşünmeye itmiştir. Bu insanlar Antik Yunan’da saygıdeğer ve gerçek yurttaşlar olarak değerlendirilirler.

Köleler sayesinde bu boş vakti elde eden insanlar için okul bir vakit geçirme aracı olarak ortaya çıkmış ve eğitim alma kavramı gün yüzüne çıkmıştır. İngilizcede okul anlamına gelen “school” kelimesi de Yunancada “boş zaman” anlamındaki “skhole” kelimesinden gelmiştir.

8) Antik Yunan Mitolojisinin Etkileri

 

Antik Yunan mitolojisi, Yakın Doğu mitolojisi ve Avrupa mitolojisini derinden etkileyen, Roma mitolojisinin ise tamamen temeli olan bir mitolojidir. Antik Yunan mitolojisine göre Olimpos Dağında yaşayan on iki tanrı (dört kadın, sekiz erkek) vardır. Yunan mitolojisinin başlangıç noktası ise Olimposlu bu Tanrıların Titanlarla savaşmalarıyla başlar. Bu savaşı Tanrılar kazanır ve Titanlar cezalandırılır. Savaş bazı Titanların yok edilmesi, bazılarının Tartatus’a (Yeraltı) sürülmesi ve Atlas’ın yerküreyi taşımak üzere cezalandırılmasıyla son bulur. Antik Yunan Tanrıları zaferlerinin ardından Olimpos Dağından dünyayı idare etmeye devam ederler.

Antik Yunan mitolojisinde toplamda on iki Tanrı bulunur ve bu on iki sayısı asla değişmez. Örneğin Şarap Tanrısı Dionysos Pantheon’a dahil olduğunda Aile Tanrıçası Hestia Olimpos’tan ayrılmak durumunda kalmıştır.

Yunan mitolojisindeki olaylar, beklenilenin aksine Tanrısal inanılmaz olayların çoğunluğunda değil, daha insansı hatalar ve bunların sonuçlarıyla doludur. Bu nedenle empati kurulabilirliği yüksek, hikaye anlatımı oldukça başarılı bir mitolojidir.

9) Antik Yunan’da kız ve erkek çocukları eşit değildi.



Antik Yunan’da erkek çocukları altı ila yedi yaşlarında eğitimlerine başlarken, her iki şehirde de eğitim alabilen kız çocukları şanslı olarak görülüyordu. Antik Yunan’da çocukların eğitim hayatları maalesef cinsiyetleriyle yoğun bir bağda ilerliyordu. Hayata hazırlanan erkek çocuklar bazen kamusal alanda eğitim alıyor bazen ise fiziksel ve zihinsel zorluklarla karşılaşacakları okullara gönderiliyorlardı. Bunun yanında kız çocukları ise zaten sınırlı olan yaşam alanlarında bazen eğitim görecek kadar şanslı oluyorlardı. Eğitim alabilecek kadar şanslı olan kız çocuklarının eğitimi çoğunlukla evlerde gelişigüzel şekilde gerçekleştiriliyordu.

Dönem düşünürlerinden İsokrates’in paideia olarak adlandırdığı eğitim sistemi ise erkek çocuklarının insan olmanın en kötü özelliklerinden arındırılarak ahlaki açıdan en üst seviyelere ulaşabilmeleri için tasarlanmış bir eğitim sistemi idi. Bu eğitimin amacı toplumun politik ve askeri yüklerini yüklenmeye hazır erkekler yetiştirmekti. Yine kız çocukları bu eğitim sisteminin hiçbir yerinde bulundurulmuyorlardı.

Tabii ki kız çocuklarına karşı uygulanan bu ayrımcılığı delerek eğitim almış ve başarılı olmuş kadınlar da yok değildi. Lesbos adasında yaşayan lirik şair Sappho bu kadınların örneklerinden biridir.

10) Sparta savaşçı, Atina vatandaş yetiştiriyordu.

 

Antik Yunan’ın en önemli şehir devletlerinden olan Sparta ve Atina’da çocukların eğitimine karşı farklı bakış açıları hakim idi. Çocuklar iki şehir devletinde de altı ila yedi yaşlarında eğitime başlıyorlardı. Ancak verilen eğitimlerin içeriği birbirinden oldukça farklıydı. Atina’da verilen eğitim tamamen iyi birer vatandaş, devlet insanı, düşünür yetiştirmeye yönelik iken Sparta’da işler çok daha farklı ilerliyordu. Sparta’da erkek çocukları yedi yaşından itibaren hayatta kalma becerilerini edinecekleri yoğun bir askeri eğitim almaya başlıyorlardı. Soğukta, açlıkta, yoklukta nasıl hayatta kalacaklarını öğrenen Spartalı çocuklar aynı zamanda büyük zihinsel mücadeleler içerisine atılıyorlardı.

Atina’daki katı cinsiyetçi ayrıma rağmen Spartalı kız çocuklar atletizmde erkek çocuklara birlikte idman yapabiliyorlardı. Bu kız çocukları yalnızca idman yapmakla kalmıyor aynı zamanda yarışlara da girebiliyorlardı.

11) Tuz karşılığında köle satın alınabilirdi.

 

Antik Yunan’da köleler tuz karşılığında alınıp satılabiliyordu. Yeterli performansı göstermeyen köleler sonrasında bir deyim bile ortaya çıkmıştı: “Tuzun karşlığını veremiyor.” Tuzun bu dönemlerde kullanıma hazır şekilde bulunmasının zorluğu nedeniyle birçok toplum için tuz altın kadar değerliydi.

Antik Yunan toplumunda köleliğin oldukça yaygın olduğunu belirtmiştik. Ancak bu, antik çağlarda çok da olağandışı bir durum teşkil etmiyordu. Birçok toplumda kölelik yaygındı. Aristoteles köleliği doğal ve gerekli bir sınıf olarak görürken Stoacılarla birlikte köleliği kınayan düşünceler şekillenmeye başlamıştır.

12) Antik Yunanlılar ülkelerine Yunanistan demiyorlardı.

 

Bugün Antik Yunan olarak andığımız coğrafyada binlerce yıl yaşayan Antik Yunanlılar, yaşadıkları coğrafyaya Yunanistan demiyorlardı. Antik Yunanlıların ülkesinin resmi adı Hellen Cumhuriyeti idi. Antik Yunanlılar ise kendi coğrafyalarını ve milletlerini Hellas vaya Helleda olarak adlandırmışlardır. Bugün İngilizce’de kullanılan ve Yunanistan anlamına gelen Greece kelimesi ise Latince Graecia kelimesinden gelir ve anlamı “Yunanlıların ülkesi” olarak bilinmektedir.

13) “Idiot” kelimesi köken olarak Antik Yunan’dan gelmektedir.

 

Antik Yunan’da kullanılan “idios” kelimesi bugün İngilizce’de kullanılan “idiot” kelimesine karşılık gelmektedir. Bu kelime Antik Yunan döneminde politikacı olmayan kişiler için anlamında kullanılırdı. “Idios” olarak görülen politikacı olmayan kişilerin karşısında ise değerli vatandaşlar bulunuyordu. “Idios” kelimesinin anlamını bu noktada biraz daha açabiliriz.

“Idios” kelimesi “kendi” anlamına gelirdi. Yani siyasi tartışmaları görmezden gelen, politikadan uzak, karar alma süreçlerine dahil olmayan, siyasete katılmayan bencil kimseleri tanımlamak için kullanılırdı. Yalnızca kendisiyle ilgilenen, sürüden kopmuş kimseleri temsil ederdi.

Bu kelimenin kullanımından da görebileceğimiz üzere Antik Yunan’da siyaset, politika, devlet çok ciddi işlerdi ve yönetimde söz sahibi olmak her vatandaş için çok ama çok önemliydi. Bu nedenle Antik Yunan’da “aptal” olmak, çok ciddi bir kusur olarak görüşürdü. Hayatını başkalarının kararlarına bırakan insanların zayıf iradeye sahip oldukları kabul edilirdi.

14) Olimpiyat Oyunlarından önce savaşmak yasaktı.

 

Antik Olimpiyat Oyunlarının başlangıç tarihinden bir ay öncesine uzanan, hiçbir dövüş, savaş ve taşkınlık kabul edilmez ve cezalandırılırdı. Olimpiyatlar öncesindeki yegane amaç, seyircilerin Antik Yunan’ın farklı köşelerinden gelen seyircilerin oyunlara güvenli şekilde ulaşmalarını sağlamaktı. Oyunların Antik Yunan halkı için taşıdığı dini öneme saygı göstermek esastı. Bu dönemlerde Yunanistan’ın her yerinde ateşkes veya ekecheiria uygulanırdı.

Olimpiyatların ilk dönemlerinde Olimpiyatlardan bir ay önce başlatılan bu yasaklar ilerleyen yüzyıllarda üç aya kadar çıkarıldı. Bu dönemde silah taşımak dahi yasaklanırdı. Oyunlara gitmek isteyen insanların önüne herhangi bir engel çıkarmak söz konusu ile olamadı.

15) Antik Yunan’da sarhoş olmak hoş karşılanmazdı.

  

Şarap her ne kadar Antik Yunan kültürünün önemli bir oyuncusu olsa da ölümlülerin sarhoş olması büyük bir kibir sayılırdı. Bu nedenle Antik Yunanlılar şaraplarına su ekleyerek şarap içerlerdi. Sadece şarap tanrısı Dionysos’un şarabı susuz içebileceğine ve sarhoş olmayacağına inanılıyordu.

Eğer herhangi bir ölümlü şarabına su eklemiyorsa bu kişinin şiddete başvurması ya da akıllarını kaybetmesi gibi tehlikeler söz konusuydu. İşte Antik Yunanlılar şaraplarına su ekleyerek sarhoş olmadan fazlaca şarabı içebiliyorlardı. Kış aylarında ise sularını harcamamak için şaraplarına su yerine kar eklerlerdi. Su/şarap oranının yarı yarıya olması çok önemliydi.

16) Antik Yunan’da tuvalet kağıdı amacıyla taş kullanılırdı.



İlk duyduğunuzda ne kadar ilginç gelse de gelsin, Antik Yunan’da ve antik çağın birçok medeniyetinde tuvalet kağıdı henüz bulunmadığından kullanılamıyordu da. Dünyanın farklı kültürlerinden farklı insanların tuvalet kağıdının icadından önce aynı amaçla kullandıkları nesnelerin listesi gerçekten çok uzun olabiliyor. Ağaç yaprakları, mısır, hindistancevizi kabukları, yün, çubunlara bağlı süngerler gibi nesneler tuvalet kağıdı yerine kullanılıyordu.

Antik Yunanlılar ise bu uygarlıklar arasından ilginç bir çözüm bulanlardan biri. Antik Yunan’da tuvalet kağıdının icadından önce taş, çakıl veya seramik parçaları kullanılırdı.

17) Antik Yunan’da erkekler statü göstergesi olarak sakallarını kullandılar.

 

Antik Yunan’da erkeklerin sakalı, onlar için bir prestij göstergesi olarak kabul edilirdi. Bakımı son derece önemli olan sakalları için başarılı kuaför bulma konusunda da Antik Yunanlı erkekler arasında bir rekabet olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sakalları onlar için bilgeliğin ve erkekliklerinin bir sembolü idi. Öyle ki Spartalılar, korkakları sakallarının bir kısmını tıraş ederek cezalandırılırlardı. Bu ceza bizim gözümüze çok basit görünüyor olabilir ancak sakallarını onurlarıyla bağdaştıran Antik Çağ erkekleri için bu ceza, çok ağır bir cezaydı.

Antik Yunan’da saçlar da sakallar kadar önemli bir noktada değerlendiriliyordu. Saç, onlar için insan vücudunun üretebileceği en değerli şeydir. Antik Yunanlıların saçlarıyla ilgili takıntılı olmalarının en önemli nedeni ise Antik Yunan mitolojisinden kaynaklanıyordu. Antik Yunanlıların saçlarının, ölümlerinden sonra Yeraltı Dünyasına yolculukları sırasında onlara güç verdiğine inanıyorlardı. Bu anlayışla çok örtüşmese de, saç dökülmesi de bilgelikle bağdaştırılıyordu. Filozofları tasvir eden birçok heykelin kel olmasının ana nedeni olarak da bu anlayış öne çıkıyor.

18) Antik Yunanlıların çok fazla batıl inançları vardı.

 

Antik Yunanlılar oldukça bilge olmalarının yanı sıra aynı zamanda oldukça batıl inançlıydılar. Öyle ki Antik Yunanlıların bu batıl inançları günlük yaşamlarının önemli bir belirleyicisiydi. Her ayın bazı günleri uğursuz günler olarak kabul edilirdi. Bu günlerde Antik Yunanlılar evlilikten ya da önemli işleri yapmaktan kaçınırlardı. Ya da bir nehri geçmeden önce Tanrılarına dua eden Antik Yunanlılar bunu uğursuzluktan kaçınmak için yaparlardı.

 

Yunanistan’da hala “nazar” kavramı önemli bir kavram ve Türk kültüründe olduğu gibi Yunan kültüründe de önemli batıl inançlardan biri olarak devam ediyor. Tıpkı bizim kültürümüzde de olduğu gibi Yunanlılar da nazardan korunmak için nazar boncuğu kullanıyorlar.

19) Antik Yunanlı erkekler cinsel performans artırıcı karışımlar kullanırlardı.



Antik Yunan’da erkeklerin cinsel performans artırıcı karışımlar kullanmaları oldukça normaldi. Elbette bugünkü karmaşık ilaçlar gibi çözümlere sahip değillerdi ancak doğal yoldan cinsel performanslarını artırmanın yolunu bulmuşlardı. Bal ve biber karışımından hazırlanan doğal formül, en yaygın ve en etkili formülasyonlardan biriydi. Antik Yunanlı erkekler cinsel ilişki öncesinde bu karışımı penisine sürerlerdi.

20) Antik Yunan’da gebelik testi yaptırılırdı.

 

Gebelik testleri modern dünyanın insanlara kazandırdığı bir çözüm değildi. Antik çağlardan beri farklı uygarlıklardaki kadınlar hamile olup olmadıklarını anlamak için farklı yöntemlere başvurabilirlerdi. Özellikle Antik Yunan’daki gebelik testleri oldukça ilginçti. Gebelik şüphesi olan kadınlar gece uyumadan önce vajinalarına bir diş sarımsak koyarlardı. Eğer ertesi sabah kadının ağzı sarımsak kokarsa hamilelik testi negatif anlamına gelirdi. Çok da güvenilir olmayan bu test yaygın olarak kullanılıyordu.

Gebelik testi olarak Antik Yunanlı kadınların kullandığı bir başka yöntem ise gebelik şüphesi olan kadının gece yatmadan önce ballı su içmesiydi. Eğer kadın gece boyunca şişkinlik ve kramplar yaşarsa test pozitif anlamına gelirdi. Bu yöntem büyük antik hekim Hipokrat’ın geliştirdiği bir yöntemdi.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !